Sayfalar

15 Mart 2015 Pazar

küçüğüm daha..

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün hatalarım
Övünmem bu yüzden
Bu yüzden kendimi
Özel önemli zannetmem

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün saçmalamam
Yenilmem bu yüzden
Bu yüzden kendime hala güvensizliğim

Ne kadar az yol almışım
Ne kadar az
Yolun başındaymışım meğer
Elimde yalandan kocaman rengarenk
Geçici oyuncak zaferler

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden bütün korkularım
Gururum bu yüzden
Bu yüzden çocuk gibi korunmasızlığım

Küçüğüm daha çok küçüğüm
Bu yüzden sonsuz endişem
Savunmam bu yüzden
Bu yüzden bir küçük iz bırakmak için didinmem

2 Aralık 2012 Pazar

PİNOKYOCULUK..

Hepimizin hayatta zorlandığı o lanet olası durumlar...Bazen o anı kurtarmak,bazense karşındakini üzmemek yada onu kaybetmek korkusundan pinokyoculuk oynamak..
Erkekler genelde daha az yalan söyler ve söyledikleri yalanı bile %90 unutup ilk fırsatta açık verirler.Hatta çoğu yalan söylemeyi bile beceremediğinden yaptığı hatasını gelir vicdan azabından ne pahasına olursa olsun kendi anlatır.
Kadınların ise bu durumu biraz daha ciddi boyutlarda hayatlarını etkilemektedir.Erkeklere nazaran çok daha fazla yalan söyleyip bunuda günışığına çıkarmadan çok uzun yıllar boyu saklayabilirler.Bunun sebebi kız çocuklarının toplumumuzda daha çok küçük yaştan itibaren yalana, yalancılığa aileleri tarafından itilmeleridir.Kaldı ki yaş biraz ilerleyince profesyonlliğe kadar ilerleyen bir hal alırlar.Erkek çocukları toplumumuzda rahat özgür ve baskıcı bir tutum içerisinde yetiştirilmediğinden ve yaptığı herşey çocukluktan beri sadece ona mübahmış gibi gösterildiğinden yalan konusunda pek yol katetmemişlerdir.çocukluklarından beri mervelerde kalmasına kimse kötü bir tepki vermemiştir.
Kız çocuklarında ise bu durum çok daha farklı.Çocukluktan beri aman gezme biri görür,aman bi yerde kalma baban kızar,aman herşeye dikkat et biri bişey der diye diye büyütüldüklerinden dolayı hep yalana,yalanlara itilmek zorunda kalmışlardır.Küçükken baba ve dede korkusu yüzünden başlayan bu yalanlar büyüdüklerinde önce sevgiliye sonra eşlere kadar ilerlemiştir.Hatta çoğumuzun annesi kızları için babalarına sürekli yalan bile söylerler.
Eğer ki toplumda kız ve erkek çocuk ayırt edilmeksizin ve baba kavramından korkutulmaksızın eşit yetiştirilirse bunun önüne zamanla geçebiliriz diye düşünmekteyim.Aksi taktirde kız çocukları için, çocukluktan yalan söylemenin yanlış bişey olmadığını sadece cezalandırılmamanın tek yolu olduğunu aşılamış oluyor ve karakterini ebediyete kadar pinokyolaştırmış duruma getiriyoruz.
Hal böyle olunca benim gördüğüm,ömrümün yetiştiği kadarı ile son 30 yıldır hepimiz geceleride mervelerde kalıyoruz...

yalanlar istiyorsan,yalanlar söyleyeyim..incinirsin..Yine de sen bilirsin!!!!


7 Ağustos 2011 Pazar

Cam'a hayat vermek..






Beyoğlu İstiklal caddesi halep pasajındaki BİLGE SANAT, mekan sahibi Bilge Gültekin'in ellerinden hayat  verdiği güzelim rengarenk cam işlemelerle dolu..Bilge hanım'ın bu iş için oldukça emek veren biri olduğu daha dükkanın kapısına geldiğinizde size olan güler yüzü ve ilgisinden oldukça belli..İçeride zevkinize uyan yüzlerce çeşit camı çok uygun fiyatlara bulabilirsiniz..Ayrıca benim gibi güzel sanatlara meraklıysanız özel derste alabiliyormuşsunuz..
Yukarıdaki gördüğünüz rengarenk ilk başta plastikmiş gibi görünen cam çubuklara ateşte ilk önce şekil vermeyi öğrenerek,daha sonra  üzerine damıtma yöntemiyle yine ateşte erittiğiniz renkleri serpiştiriyorsunuz..
Ders esnasında tüm gerekli malzemeler Bilge hanım tarafından karşılanmak suretiyle 1 aylık   haftada 1 gün 2 saatlik  ders ücreti toplamda 300 TL...derken,Bilge hanım'da ders sonrasında bu sanatın bağımlısı olacağınızıda söylemeden geçmedi :))
BİLGE SANAT HALEP PASAJI BEYOĞLU

3 Temmuz 2011 Pazar

Hayallerimi yıkan karne hediyem

Sene milenyum'dan çok çok önceleri önlüklerin bile siyah olduğu, kolalı dantel yakaların modası olan 90'ların başları falan..Ben 1.sınıfa pek gitmeden ilkokul 2.ye geçmişim pekiyi ile..Bu fırsat kaçarmı?Yaz tatilinde hemen babamdan bana bir piyano almasını istedim..Kızım sen daha küçüksün yok şöyledir yok böyledir yok seneye alırız falan derken,boyumdan büyük bir ork'ta karar kıldık en son..Aldığımız gün büyük bir sanatçı edasıyla hemen birşeyler çalıcam diye tuşların hepsine notaları yapıştırıverdim,küçük küçük düğmelerine ise kim ne ses çıkarıyor ne işe yarıyorsa ufaktan ufaktan yazdım..Evet evet ben artık bir müzisyendim!!!..Babam o zamanlar bildiğim müzik aletlerinin hemen hemen hepsini çalıyor tabi..Bir gitarı ve bir akordiyonu vardı o zamanlar benim hatırladığım,hatırlamadığım kısmında ise rahmetli babaannemin anlattığı kadarıyla evde davul seti varmış bateristlik yaptığı lise yıllarında..Babam benim orgu çalmaya başlayınca bende bir heves.Aynısını çalıcam yok..nota bilgisi sıfır..başladım ezbere çalmaya babamın parmaklarına baka baka..İlk öğrendiğim parça meşhur"samanyoluydu"..
Evet evet yaşasın herşey bu kadar kolaydı bende müzisyen olmuştum artık..Tatil bitti okullar açıldı benim heves devam edince anneciğim beni müzik kursuna yazdırmaya karar verdi..artık bir nota defterim bile vardı..Kursun başladığı ilk günler ben babam gibi çalmanın hayalini yaşarken müzik öğretmenim anlamadığım garip garip sesler çıkamamı istiyor bir yandanda nota öğretiyordu..Olamaz ya olamaz bu öğretmen hiçbirşey bilmiyordu kandırıyo bunlar beni diye düşünmeye başlamışken,birgün kursta öğretmenimiz artık şarkı söyleyip çalmaya başlayacağız dedi ama yaklaşık bir 5 ay sonra falan.."İki inatçı keçi"şarkısını söylemeye başladık,bi yandanda ha ha ha ha hooo falan..Yaklaşık bir 4 hafta kadarda bu şarkıyı söylemek ve öğrenmekle geçti..Allahım çıldırıcam benki samanyolunu çalan kız aylardır keçi şarkısını dinliyorum..Tüm hayallerim yıkıldı yıkılacak..İlk konserimi ne zaman vericem ben evde?sömestre tatili geliyor nerdeyse ben daha hiçbirşey öğrenemedim kendimce..
Sömestre tatili geldi çattı..Ben şişindikçe şişindim sıkıldım..Annemlere ben birdaha müzik dersine gitmeyeceğimi,müzik öğretmenimizin keçi şarkısından başka şarkı bilmediğini,piyanoyu hiç çalmadığını  ve hatta dahada acıklısı kazıklandığımızı ima etmişim..Adını bile hatırlamadığım müzik öğretmenim hayallerimi suya düşürmüştü ve ondan hiç hoşlanmamıştım o zamanlar..Sonra yaz tatilinde playback tuşundan ayarladığım parçaları ben çalıyormuş gibi yaptım hep arkadaşlarıma..
Hayallerim birbir o sene yok olurken,bir sonraki karne hediyesinin yerini artık hiçbirzaman piyano almadı tabi..
Emeklemeden yürümeyimi öğrenmek istiyorsun,sonra düşersin işte böyle...

21 Haziran 2011 Salı

Bu tatil başka yerde yok!!!

Birden bire karar verdiğim tatilden çok ilginç şeyler çıkacağı belliydi zaten bu yıl..Hemen ogün biletimi aldım küçük bi valiz hazırladım ve doğru yola..Herşey, tüm murphy kanunları tamda yola çıktığım zaman başlamıştı zaten saatli bomba gibi işlemeye...Uçağımın bile 1,5 saat rötarla kalkması beni yıldıramıyordu gidicektim gidicektim işte bananeee...Uçak yolculuğum boyunca yanımdaki 60 yaşlarındaki teyzenin beni, ikide birde kızım sen o fatmagülmüsün diye sorup durması taa bodruma kadar devam etti..Neyseki çarşıya geldiğimde gökhan abim beni bekliyordu centilmen today motoruyla..Tam biz buna nasıl binicez bu valizlerle derken bi baktımki eve geldik Allaha şükür..Çantaları atıp yemeğimizi yiyip dışarı çıktık haliyle vaktim dar olduğu için..Çarşıda bişeyler içerken yan restorantda müşteriyle mekan sahibi kavga etti..öyle böyle değil ama,fırlatılan sandalyeler tabaklar üzerimizde patlamasın diye içeri kaçarken masamın altındaki kedinin neresine bastıysam komple bacağımı yırttı diyebilirim..ben tir tir titrerken istanbullu korktu deyip biri kırmızı şarap ikram etti ordan..bizde dükkanımızı kapatıp cümbür cemaat eğlenmeye gittik..Daha üzerimdeki yorgunluğu ve şaşkınlığı atamamışken girdiğimiz mekanda resmen üzerime erkek zenci dansçılar sıçradı,aralarında korkmadım desem yalan söylemiş olurum..kocakoca dudaklar kafalarında bandanaları boyunlarında koca tasmalarıyla yarıçıplak dans edıyorlar etrafımda aman Allaaaaamm..Bekleyin beniii bekleyin benii diye koştum bizimkilerin yanına..8 evli çift+1 ben tekne kazıntısı olarak sonunda bi yer bulduk kendimizi sığdıracak..Tam evet hersey yolunda derken ayagıma masadan koca bir bira şişesi düştü ve beni benden aldı tırnak iptal ayak ezik.. Bir günde insanın başına bu kadar şey gelirmi dedim, sadece bodruma ineli 6 saat olmuştu..ve ardından 3 gün bulutlu bi hava denizde tek allahın kulu yok,ben ne sürsem güneş yakmıyor..en son vazgeçtik artık plaja da gitmekten..istanbula dönceğim gün 21 derece olan hava sıcaklıgı 30ların üzerine çıktı bodrumda..demek benim gitmemi bekliyormuş alacağın olsun bodrum, bende seni aldatmazmıyım bundan sonra...kesin giderken istanbulda bıraktıklarımdan birileri arkamdan beter ol dedi..yoksa tüm bunlar niye?neyseki daha kalasım olmasına rağmen evime geldim sonunda..Benim olduğum yerde action hiç bitmez, actionun olduğu yerde de kaç km olursa olsun ben biterim..Adım action soyadım murphy bundan sonra benim...

31 Mart 2011 Perşembe

Tüm bunlar bir tesadüfmü yoksa Tanrı'nın gözü üzerimdemi ?

Lise'ye gittiğim 1997 senesinde en yakın arkadaşımla beraber kalmak en büyük mutluluktu bizim için..Evin altını üstüne getirmek, mezdeke eşliğinde evde ne kadar eşarp varsa dansöz gibi belimize takıp kıvırmak, eminönünden nedeninini bile bilmediğimiz halde alınmış yeşil ve kırmızı ampuller eşliğinde sarı ampulleri merdivene çıkıp sökmek ve evde dilediğince tozutmak..E haliyle dışarı çıkıp pek gezemiyoruz yok 8 de evde ol, yok nereye derken bizde evi diskoteğe çevirdik.. Bi haftasonu sabah kalktık hava mis, balkonda edelim dedik kahvaltıyı.. karpuz peynir eşliğinde güzel bi masa hazırladık balkonda..Herkeslerde işe gitmiş ev kaldı yine bu iki garibana parasız çulsuz..Herşey hazırken mutfakta lipton kutusunun boş olduğunu farkettik.. kuş sütü eksik olmayan masamızda çaymı eksik olacaktı yanii.. Neyse karpuzla agzımızı sulandırmaya karar vermişken zırrr kapı.. Biri elini zilden çekmeden basıyor... Korktuk kim bu diye..Gidip kapı deliğinden baktık... Karşımda sarı şapkalı üzeri sarı tshırtlü elinde kocaman lacivert valiz olan bi kız..Açsak mı açmasak mı derken açıverdik kapıyı..
-İyi günler dedi nazikçe...size birkaç soru sorabilirmiyim?..
Arkadaşım kapının arkasında itelemeye çalışıyo kapa kapa diye, bende o an ne vericek diye tabi deyiverdim bir an..
-Size bir hediyemiz var deyip çantasından bir kutu mini boy lipton çay çıkardı tanıtım amaçlı..Mal gibi baktım kızın suratına o an..Dedim kesin hızır aleyhisselam geldi kapıma..Altımıza işedik işiycez şaşkınlıktan..Öcü gibi baktık kıza..Eüzübesmele çekiyorum içimden..kışkış cinler kışkış yallah cinler yallaaahh diyecem nerdeyse.. 6.kata kadar çıkıp kim lipton getirir ki bi düşünsenize?
-Lipton çay kullanıyormusunuz dedi?
-evet dedik ikimizde
Görebilirmiyim dedi ...Şu an yok bitmiş ama kutusu duruyo atmadık daha deyince oda olur deyip kabul etti verdi çayı bize..
Kapıyı kapadık ikimizde Allahın sevdiği kuluymuşuz deyip bir güzel yudumladık çayı kahvaltıda.. Anladımki o günden sonra birşeyi gerçekten istemesini bilmek lazımmış. Tanrının gözü her daim üzerimizde..Yeterki istemesini bilelim...

16 Mart 2011 Çarşamba

Başkalarının hayatlarını yaşıyoruz...


"Hayatın senin değilse,herkesindir"..Buna ben'de dahil olmak üzere çoğu zaman hepimiz başkalarının hayatlarını kendi bedenlerimizde yaşatıyoruz diyebiliriz..Kimi zaman kırmamak,kimi zaman kırılmamamak adına hep susuyoruz aslında..Erkek yada kadın, resesif olan herzaman dominat olana uymak zorunda bu düzende..kapitalist sistemin getirdiği düzen bu..İkili ilişkilerde sevgilimiz yada eşimize göre,ailevi yaşantımızda babamızın kurallarına göre yada bazen bize dayatılan bunu almalısın bunu giymelisin böyle olursan daha iyi olursunculara uyarak kendimiz olmaktan çıkıyoruz..Birkaç sene önce pumalar vardı sonra converseler şimide ugg lar..Kaçınız kimsenin sizi beğenip beğenmemesini umursamayarak istediğiniz gibi giyinip istediğiniz gibi yaşıyorsunuzki ?Kırmamak üzmemek adına herbirimiz EVETçi olmuşuz..HAYIR demesini bilmeden yaşıyoruz..Kimisi sevgilisinin kafasında oluşturduğu profile göre yaşayıp kendi mutsuz olması namına, onu mutlu ediyor,kimisiyse ben buyum ben böyle mutlu oluyorum deme cesaretini gösterdiği anda ise terkediliyor..Oturup şöyle bir düşündüğümüzde hayatımızın bir dönemi dahi olsa hepimiz, kendi hayatımızlarımızdan çalıp başkalarının hayatlarını yaşamadıkmı hiç?Bugünde kendimiz için yaşayalım..Hayır demesini bilelim..Sevgiler..;))

13 Şubat 2011 Pazar

TUZ KADAR SEVMEK SENİ...

Yarın 14 şubat..E haliyle beklenenler, beklentiler'de çok olur hal böyle olunca..Kimisi ilan-ı aşk beklerken,kimi'de yeter artık aşkından sıkıldım alıcaksan al şu "Tektaşı"diye hayıflanır durur içinden sevdiğine..Aslolansa onun varlığıdır,fakat binbir hediyeye bedel bu varlık hep ikinci plana atılır..Her iki tarafta'da bencillik ön plana çıkar,ben ona aldım oda bana almalI yada acaba bana ne almış dedikoduları dolanıp durur..Bana'da yine böyle günlerden birgün hiç beklemediğim bi mesaj gelmişti... İçinde "TUZ KADAR SEVMEK SENİ"yazan..O kelimenin şaşkınlığı bi yana, aaa bu ne olmuştum o an...Senden öğrendim ben tuz kadar sevmek deyimini..Bilmeyeniniz varsa benim gibi,bu 14 şubatta'da ben anlatayım size ne anlama geldiğini..
Sayılamayacak derecede çok sevmek demekmiş bu,akarcasına o olmasa bile hiç durmadan..En leziz yemeklerinizin olmassa olmaz tadıdır o tuz..Şu meşhur kız isteme ziyaretlerinde,damadın kahvelerine yine konu olan tuz,evet kahve'ye şeker yerine atılan bir tutam tuzun hikayeside,oda burdan gelir..Kahvedeki bir tutam tuzu görmezden gelip onu içebilmek,seni sadece tatlısıyla değil,acısıylada bir ömür sevebilir, elinden zehir olsa içerim demekmiş meğer..
Eğer bu 14 şubatta sizinde kahve yapabileceğiniz yada kahvesinden içebileceğiniz birileri varsa bol tuz ilave etmeyi unutmayın!!!
Tuz kadar sevebilmeniz dileğiyle .. Sevgililer gününüz kutlu olsun...

2 Şubat 2011 Çarşamba

Peki ya hayattayken yitirdiklerimiz ?

Bu sabah zaten çok sancılı uyandım uykumdan,gördüğüm rüya'nın etkisiyle kafam darmadumanken tv yi açıp dağılayım azıcık dedim..Ama yok bugün ölüm kol geziyor herhalde kapılarda..Yakın bir zaman önce kaybettiğim biri dün gece rüyamda bana gelip "helallik"istedi..Çok canımı acıttığı için gidememiştim son nefesinde.Gitmek isteyipte gidemedim işte..Bildiğim tek şey son nefesinde esrayı getirin o niye gelmedi dediğiymiş..Dün gece gördüğüm rüya ise beni bir adım daha kul hakkıyla öbür tarafa gidilemeyeceğini hatırlatırken rüyadada olsa ,eğer varsa hakkımı helal ettim sana dedim..Bunun verdiği sıkınıtıyla uyanmak bir yana,birde defne joy'un ölüm haberini almak iyice sarstı bugün beni. Giderken kimseyi götüremiyorsun yanında, günahların ve sevapların dışında...Günahların sevaplarınla başbaşa kalıyor, siz hepiniz, bense tek diyorsunuz artık..Ölüm çok acı, heleki biz kullara, zaman kavramına göre daha baharının başındayken...Böyle genç ölümler oluncada herkesi bir telaş sarar "ben size şah damarınızdan bile daha yakınım"sözü hatırlanır..Hemen bütün kırdıklarımız,tüm kırıldıklarımız film şeridi gibi gelir gözümüzün ucuna..Zamansız olduğunu zamanımızın dar olduğunu hatırlarız,hak geçmişse helal ederiz..Yitirdikten sonra meydana çıkar herşey,değerini o zaman anlarız..Birgün orada buluşucaz deriz..Ağıtlar yakarız..
Peki ya hayattayken yitirdiklerimiz?Yaşarken nefes alırken hala görmezden geldiklerimiz?Onlar ne olacak?Ölüncemi affedicez onlarıda?O zamanmı keşke diycez,affettim kalk diycez..Sesimizi duymadıktan sonramı?Yaşarken bitmeyen hiç sönmeyen kin,o öldüğünde hemen bitiyormu..
Ben söyliyim ölüsü olan bir gün,dirisi olan hergün ağlarmış gerçekten..Ölüm hak,yaşarken kaybetmekse acı.....

13 Ocak 2011 Perşembe

Koşun Koşun Dershane zili çalıyor.....

Ülkemizde'de günden güne yayılan neredeyse herbir köşe başında açılan şu yeni akım"Dershaneler"...Bu ticari fikri ortaya ilk kim atmış bilemiyorum ama özellikle Türkiye'de dershaneler kimi öğrenciler için bir sığınak,kimileri içinse bir eğlence merkezi haline gelmiş..
Ben hayatımın hiçbir döneminde dershaneye gitmemiş biri olaraktan pekte anlamıyorum açıkcası dershanelere niye bu kadar akım var bizde?Velillerin resmen beyni işlenmiş gibi bu konuda..Dershaneye gitmezse eğer çocuğu aptal olacak sanıyor neredeyse..Bir kere okulda anlamayan haylaz oğlunuz, ya aklı beş karış havada olan kızınız dershaneye gittiği zaman bir anda dahimi kesilecek başınıza sanıyorsunuz?Bazı durumlarda evet gerekli olabiliyor mesela Tıp okumak gibi bir hedefi varsa..Ama Ayşe'nin oğlu dershaneye gidiyor diye sizinki'de gitmek zorunda değil...Burdan kısaca özetleyeyim.Rahmetli annem'de isterdiki hep o kursa gideyim, şu dershanenin seviye tespitine gireyim, yok efendim okulun haftasonu kursuna katılayım..ohooo bir dünya zamazingo işler yani...Dershaneye ve okulun haftasonu kurslarınada hiç gitmememe rağmen lise'den 100 tam puanla mezun oldum.Üniversiteyi'de kazandım fakat elde olmayan sebeplerden dolayı Açıköğretim okumak zorunda kaldım..Hiçbirzaman çok çalışkan tabiri caizse inek bir talebe olmadım.Hatta yazılılara bile çalışamazdık uygulama ödevlerimiz yüzünden..Burada tek bir konunun doğru olduğunu farkettim oda "Dinlemek"...Eğer iyi bir dinleyiciysen ne ders çalışmana gerek kalıyor nede yazılılara fazla yüklenmek..
Okul zamanı birilerine sorarsınız,haftasonu biyerlere gidelim gezelimmi diye?yanıt her zaman şu olmuştur.
-Ay ben gelemem dershanem var haftasonu..Of çokta yoruluyorum..Son birkaç aydır sadece sürekli test çözüyorum zaten..Öss'de yaklaşıyor..yok yok olmaz sen git...!!!
Kime sorarsanız sorun yanıt aynı gelecektir..Dershaneler hayatlarında fix olmuş hatta en üst sıralarda yer alıyor..Sosyal hayat sıfır..Bunlardan genelde 3'ü bilemediniz 5'i kazanır..Diğerleri seneye tekrar devam eder,yeni yaşam stilleri budur..
Birde bunun tam tersi Dershane'ye hiç gidememiş hedefin nedir diye sorulduğunda;
-İyi bir dershane diye cevaplayan klasik tipte öğrenciler vardır.Bu tipteki öğrencilerin Öss sonuçları geldiğinde sığındıkları tek liman gidemedikleri dershaneler olur.
-Anne sorar;
Oğlum sınavı niye kazanamadınki sen?Bak Ali kazanmış ama sen nasıl kazanamıyorsun ?
Çocuk annesine şu cevabı verir;
-Dershaneye gidemedim ya bu sene Anneciğim kesin ondan böyle oldu...
Bütün suç omuzlarından kalkar kendince çocuğun..Tüm yükü annesinin omuzlarına bırakır veeee..
Anne çocuğun elinden tuttuğu gibi dershane dershane dolaşmaya başlar..
Sonuçmu;dershane "in",derste dinlemek "out"...

10 Ekim 2010 Pazar

diyetzedeler 2

hani şu diyetisyenlerin hazırladığı çeşitli rejim tarifleri varya,içler acısı resmen!!!aman allaaahımmm....bizim buzdolabının üzerindede asılı olan bitanesi varkii tam bir eziyet..ee benim çirozluğum malum,ama yinede göz gezdiriyorum bazen gazetelerdeki diyet tariflerine..okurkende düşünmüyo değilim hani,''ben bunları yersem daha zayıf bir insan olmanın huzuruna varamadan açlıktan ölürmüyüm?diye..bu yiyecekler neredeyse cm sine kadar ölçülü..1 kibrit kutusu kadar peynirde neyin nesi ölee...mickymouse muyuz biz..1 ceviz,3 badem,yulaf bilmem neee...diyetin bittiği günde şöyle  hurraaaaaaa saldır yemeğe tatlıya..
hani küçük çocuklar yaparya 3 fındık sana 2 fındık bana,1 ceviz sana,5 ceviz bana gibi...bu rejimlerde aynen böyle.. 1 badem sana,1 paketi bana..neymiş doktor yasaklamış..bide para verip gittiğin yerde azar işitme korkusu var..her seferinde ayşe hanım 300 gram almışsın pastamı yedin bakiyim senn:)aynen böyleler he..direk psikolojık baskı yanii...yarım ekmek kaşar salama bile hasret olan diyetzedeler hal böyle olunca kendilerine yeni yollar aramaya başlar..önemli olan gözü erken doyurmakta.. yaşasın yemek yemek die boşuna dememişler herhalde...

13 Eylül 2010 Pazartesi

bilgisayar fakat seni saymazz.....

 şimdilerde hepimiz bi alem...bende dahil olmak üzere hayatımız bilgisayarlardan ibaret..iletişim amaçlı kullanmamakla birlikte onunla yatıp onunla kalkar olduk..bide üzerine facebook ve twitter geldi ohh tam oldu mis gibi...ben olmuşum facebook bağımlısı ,kardeşim olmuş counter strıck manyağı,bide üzerine 50 sinden sora bilgisayar öğrenen babam gelince ne fırtınalar kopuyor evde sormayın hiç..herbirimiz diğerimizin sıkılıpta dışarı çıkmasını bekliyor pc başına geçmek için:))annemin ders çalışalımda playstation oynamayalım die fırının içine playstationu sakladığı günleri hatırladımda haklıymış kadıncağaz..peki ya şimdi bu meret nereye saklanmalı?işteyken evdeyken nereye gitsek yanımızda..iki dk deyip saatlerce kalır olduk pc başında...arkadaşlıklar bozuldu sanal arkadaşlıklar başladı,doğum günlerimizi bile kısa yoldan kutlar olduk  face sağolsunn..allaaahım lütfen yeni bir sosyal paylaşım ağı daha çıkmasın,çıksada biz bilmeyelim milletçe en iyisi..bu şeytan icadı çıktı çıkalı gerçek arkadaşlıklar bozuldu,bilgisayarlar baki kaldı yanımıza..hadi hayırlısıııı

5 Ağustos 2010 Perşembe

ah şu diyetzedeler:))

hemen hemen bütün bayanlar aynı şeyi söyler durur hayatları boyuncaa...
-aç geziyorum wallahi kızlar diye..
hepsinin tek bir derdi var oda 1 cm bile olsa etraftakilere zayıfladım diyebilmek..
anlayamadığım nokta şu olmuştur hep, teyzelerimizin annelerimizin  şu bitmek tükenmek nedir bilmeyen altın günlerinde işi iyice trajik konuma düşürdüklerini halen farkına bile varmamaları..:)
herzaman şöyle olur..hazırlanan o nefis leziz tabakları büyük bir afiyetle yer,bir yandanda rejimde olduğunuzu göstermek adına bir demlik dolusu çayı şekersiz içersiniz:)
bardaktaki katran karası olmuş çay yudumlanırkende ''ay çok iyi oluyor böyle iyice alıştım''demektende geri kalmassınız tabikide..
bu grup birinci tip diyetzedelere giriyor.
birde bunların tam tersi yapanlarda mevcut haliyle..durun durun onlarada heryerde rastlamak mümkün tabikide.
onlar tabaklarındaki yiyeceklere asla ve asla dokunmaz kararlarını kesin ve katii bir şekilde ev sahibesine iletirler.onlar sadece çay içer.tabikide yine bir demlik dolusu ve bol şekerli..
yahu teyzecim çokmu iyi yapıyorsunuz sizce?hem aç kalıyorsunuz hemde o şekerlerden çok daha fazla kalori alıyor bir türlü zayıflayamıyorsunuz.sonrada.. ''birşey yemiyorumki su içsem yarıyor meselesine dönüyor'' konu...
  • sonuçmuu?
  • yarım cm incelebilme uğruna aylarca aç kaldığı halde bir türlü incelemeyen canım teyzelerim,ablalarım..
  • hiç incelemediklerini gördükleri halde eşlerine yalan söylemek zorunda kalan beylerr(bu işten vazgeç dermişcesine bakışlar)
  • he birde azar azar sık sık yiyipte form korumayı başarabilen bayanlar içinde bir o kadar trajik bi durum...
sevgilerrr:))

6.his budalasııııııı:S

efendim hani bazen oluryaaa,siz kendi kendinize mırıldanırken radyo yada tv yi açtığınızda söylediğiniz yada en sevdiğiniz şarkı çalar..dumur olur kalırsınız:)yada tam birini arayacakken o sizi arar.''aa bende tam seni arıyordum bak inanmayacaksın şimdi ''deyiverirsinizya..hani bu gibi durumlar çoğaldığı zamanda kendinizin özel bi insan olduğunu hisseder,o ilahi gücün hep kalmasını beklersiniz..
çevrede 6.hissi çok kuvvetliymiş bu insanın derler sonraları..hani bende yaşamamış değilim bu durumları zaman zaman.
peki nedir bu 6.his dedikleri?niye hep rahat zamanlarda geliyo?telefon çaldığında kimin aradığını tahmin edebilirken,neden aç gözlü bi köpek tarafından kovalanacağımızı hissedemeyip köpeği görünce yolumuzu değiştiremiyoruz?niye yangına körükle gidiyoruzki:))
bunun belli bi saati falanmı var?bu eşref saati kaçla kaç arası geliyoda bizde işimizi ona göre planlayalım..
nedir bu?canı istediği zaman çalışan yada bazen butonu tutukluk yapıp sevdiğimiz köpeğe bir an için dötü kaptırdığımız bir düzenekmi?